Üç Karakter Problemi

Üç Karakter Problemi

Yayınlanma: 26 February 2026, 22:13 1025 Görüntüleme

Bu Yazının Medya İçeriği

Üç Karakter Problemi: Bir İnsanlık Muhasebesi

Bak güzel kardeşim, bazen durup hayatın röntgenini çekmek gerekir. Öyle hastanede, beyaz önlüklü adamların arasında değil; tavanı rutubetli, radyosu cızırtılı, dumanı üstünde ama tadı çoktan kaçmış bir çayın başında.

Dışarıda yağmur değil, adeta bir keder yağıyor. Masada üç kişi var. Aslında üçü de biziz de, şimdilik onları ayrı ayrı sandalyelere oturtalım. Karşımda Kötü, yanında İyi, en uçta da camdan dışarıyı, boşluğu izleyen Gri. Ben de dördüncüleri; yani bizzat "insan".

Kötü: Pragmatizmin Sesi

Kötü, cebinden o ucuz, taşı bitmek üzere olan çakmağı çıkarıp sigarasını yakıyor. Dumanı doğrudan yüzümüze, sanki bir meydan okuma gibi üflüyor. Gözleri kısıık, sesi testere ağzı gibi keskin.

"Bana masal anlatmayın," diyor. "Dünya dediğin yer, kimsenin kimseye borçlu kalmadığı bir pazar yeridir. Dostluk dediğin, yarın öbür gün lazım olur diye kenara atılan bir yedek akçeden fazlası değil. Aşk? Aşk dediğin, biyolojik bir hayatta kalma operasyonu. Kimse kimsenin kaşına gözüne değil, kendine kattığına bakar. Herkes kendi gemisinin hem kaptanı hem de tek yolcusu. Gerisi laf-ı güzaf."

Haklı mı? Bir yanıyla evet. Bugün ilişkilerimize bakıyorsun; hepsi birer LinkedIn profili gibi. "Bana ne faydan var?" sorusuyla başlıyor, "Senden alacağımı aldım" ile noktalanıyor. Kötü aslında bizim en dürüst tarafımız. Menfaatimizin bittiği yerde nefesimizin de daraldığını hatırlatan o sert, çıplak gerçek.

İyi: Yaralı Kahraman

İyi, bardağındaki son yudumu sessizce, sanki bir ilaç içiyormuş gibi bitiriyor. Gözlerinde öyle bir yorgunluk var ki, sanırsın dünyanın bütün yükünü o çekmiş. Ama pes etmiş değil. Sesi, bir akşamüstü rüzgarı gibi yumuşak ama inatçı.

"Öyle değil," diyor İyi. "İnsan sadece alarak, biriktirerek yaşamaz. Bazen sadece vermek, sadece orada olmak için nefes alırız. Bir annenin çocuğuna bakışındaki o ışığı hangi borsaya endeksleyebilirsin? Bir insanın, hiç tanımadığı bir yabancı için ateşlerin içine dalmasını hangi çıkarla açıklarsın? Karşılık beklemeden sevmek, bu dünyanın tek gerçek devrimidir. Ve ben, bu devrime hala inanıyorum."

Ama İyi’nin sesi hafifçe titriyor. Çünkü biliyor; her karşılıksız sevdiğinde bir parça daha eksildi. Her güvendiğinde bir yerinden daha çatladı. İyi, aramızdaki en yaralı olan. Ama o masadan kalkarsa, hepimizin o soğuk karanlıkta boğulacağını da en iyi o biliyor.

Gri: Araf'ın Soğukluğu

Gri ise en tehlikelisi. Ne sigara yakıyor, ne de tartışmaya giriyor. Sadece camdan dışarıdaki o gri kaldırımları izliyor. Varlığı var, yokluğu yok.

"Siz hâlâ anlam peşindesiniz," diye mırıldanıyor, sesi sanki uzak bir odadan geliyor gibi. "Hayat ne iyidir, ne kötüdür. Hayat sadece bir olaylar silsilesidir. Birkaç atomun çarpışması, biraz elektrik, biraz hormon... Siz bu boşluğa süslü isimler, ulvi anlamlar takıyorsunuz. Çıkar da bir illüzyon, fedakarlık da bir avuntu. Sonunda hepimiz aynı toprağın altında sessizliğe gömüleceksek, bu tantana niye?"

Gri, insanın yorulmuş halidir kardeşim. "Artık canım yanmasın" diye hissetmekten, taraf olmaktan vazgeçen tarafımız. Anlamı reddediyor çünkü anlam sorumluluk getirir. Sorumluluk ise acı.

Sokaktaki Gerçeklik: Yangın Anı

Hadi bir an hayal edelim. Sokakta bir feryat koptu, bir ev alevler içinde kalıyor.

Kötü hemen hesap yapar: "İçeride değerli ne var? Kurtarırsam kahraman olur muyum, yoksa başıma iş mi açılır?"

İyi hiç düşünmez, fırlar. Kırık dökük kalbiyle, yanacağını bile bile o alevlerin içine dalar. Çünkü o, "insan" kalmanın bedelini ödemeye her zaman hazırdır.

Gri ise olduğu yerde durur. "Nasılsa ölecekler, doğanın kanunu bu" diye felsefe yapmaya çalışır. Ama sonra... Sonra o çocuğun çığlığını duyunca kalbi hızlanır. İçinde bir şeyler cız eder. İşte o an, Gri’nin buzdan kalesi çatlar. Anlamı inkâr edebilirsin ama sızıyı inkâr edemezsin.

Üçü de Tek Bir Beden

Bak dostum, mesele şu: Bu masadakilerin hepsi sensin. Hepsi benim.

  • Kötü, bizim hayatta kalma güdümüzdür; dünyada ezilmemek için ördüğümüz duvardır.
  • İyi, bizim onurumuzdur; bizi hayvandan ayıran, o "bir şey için" yaşama irademizdir.
  • Gri ise limanımızdır; çok hırpalandığımızda sığındığımız o uyuşukluk hali.

Bir gün birine karşı içten içe hesap yaparken Kötü’yüz. Ertesi gün tanımadığımız birinin acısına ortak olurken İyi. Bazen de dünyanın bütün yükünden bıkıp "bana ne" derken Gri.

Asıl soru, insanın çıkarcı olup olmaması değil. Asıl soru şu: İnsan, anlam icat etmeden nefes alabilir mi?

Gri denedi, olmadı. Kalbi itiraz etti. Çünkü insan dediğin o tuhaf canlı, uydurduğu anlamlara tutunmadan, bir "mesele" sahibi olmadan ayakta kalamaz.

Belki de hayat ne tamamen beyaz, ne tamamen siyah. Hayat, o kahve masasındaki dördüncü kişinin; yani senin, üçünü de aynı anda dinleyip, yine de İyi'nin elini tutabilme çabandır.

Bugün hangisisin?

Hesap mı yapıyorsun, umut mu ediyorsun, yoksa sadece öylece bakıyor musun?

Unutma, masadan kalkan kaybeder.

Çay soğumuş olabilir, ama hikaye devam ediyor.

Eyvallah.

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorumunuzu Ekleyin

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap Ücretsiz Kayıt Ol

Henüz onaylanmış yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!