Yanlış Yerde Parlayan, Kendi Işığına Küser

Yanlış Yerde Parlayan, Kendi Işığına Küser

Yayınlanma: 01 February 2026, 17:39 1042 Görüntüleme

Usta, o sabah dükkânın kepengini her zamankinden daha yavaş açtı. İçeride asılı duran eski saatlerin tıkırtısı, sanki başka bir zamanın şarkısını söylüyordu. Çırağını yanına çağırdı, gözlerinin içine baktı. Avucuna, soğuk metalin ağırlığıyla birlikte sanki koca bir hayatı bıraktı.

“Al bunu evlat,” dedi. “Pazara çık. Satmaya çalış. Ama sakın unutma: Yüz doların altına elinden çıkarmayacaksın.

Pazardaki Sesler

Çırak şaşkındı. Saat eskiydi, tozuydu, kordonu yıpranmıştı. Ama ustanın sözü emirdi. Çıktı tozlu yollara, kalabalığın arasına karıştı. Önüne gelene saati uzattı:

  • Kimi şöyle bir ucuyla dokundu, “On dolar verirsem dua et,” dedi.
  • Kimi kahkahayı bastı, “Buna beş dolar bile çok, git hurdaya sat,” diye alay etti.
  • Kimi ise hiç bakmadı bile; insanın değerini üstündeki cekete göre biçenler, saati görmedi bile.

Gün akşama dönerken çırağın omuzlarında koca bir hayal kırıklığı birikti. Gönlü kırık, adımları geri geri giderek dükkâna döndü.

“Usta,” dedi sesi titreyerek. “Kimse yüz dolar vermedi. Kimi güldü, kimi yerdi. İstersen geri al, bu saatin ederi bu kadarmış.”

Kuyumcunun Terazisi

Usta saati eline almadı. Sadece o sakin, derinden gelen sesiyle fısıldadı: “Pes etmek yok. Şimdi o arka sokaktaki eski kuyumcuya git. Saati göster, 'kaç para eder?' diye sor. Ama bu sefer satmayacaksın, sadece fiyatını alıp geleceksin.”

Çırak, umutsuzca gitti. Kuyumcu saati eline aldı, titreyen parmaklarıyla büyüteci gözüne taktı. Bir anda dükkândaki zaman durdu sanki. Adam sustu. Saati bir kez daha evirip çevirdi, mekanizmanın sesini dinledi. Sonra başını kaldırıp çırağın gözlerine hayretle baktı:

“Bu,” dedi sesi titreyerek, “Eski bir ustanın ilk ve tek el işçiliği. Dünyada bir benzeri daha kalmadı. Hemen şimdi yüz elli bin dolar veririm. Eğer vaktin varsa, biraz daha fazlasını da bulabiliriz.”

Ustanın Dersi

Çırağın dili damağı kurudu. “Ustamla bir konuşayım,” diyebildi sadece. Dükkâna dönerken artık koşmuyordu; sanki yerin birkaç santim üzerinden uçuyordu. Soluk soluğa olanı biteni anlattı.

Usta, bu kez saati avucuna aldı. Gözleri uzaklara daldı:

“Bak evlat,” dedi, “Senin değerini, ancak senin dilinden anlayan bilir. Pazarda herkes konuşur ama herkes tartamaz. Kimi kendi sığ ölçüsüne göre biçer seni, kimi kendi eksikliğine göre küçültür.”

Bir durdu, derin bir nefes aldı:

“Her eleştiriye, her 'olmaz' diyene kulak asma. Yanlış yerdeki parıltı, körlerin gözünü yorar. Sen yanlış yerdeysen, doğru olman kimsenin umurunda olmaz. Kendini ucuz pazarlarda harcatma.

Çırak o gün sadece saatin değerini değil; yanlış insana sunulan doğrunun, en büyük yalnızlık olduğunu öğrendi.

Peki ya siz? Bugün hangi pazarda değerinizi arıyorsunuz? Sizi on dolara kapatmaya çalışanların gürültüsünde, kendi cevherinizi mi unuttunuz?

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorumunuzu Ekleyin

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap Ücretsiz Kayıt Ol

Henüz onaylanmış yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!